Malatya Kent Konseyi Genel Sekreteri Dr. Hasan Batar’ın moderatörlüğündeki programa muhtarlar, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, akademisyenler, öğrenciler ve siyasi parti mensupları katıldı. Güler, TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun çalışmalarıyla yasal düzenlemelere ilişkin değerlendirmelerini paylaşırken Babacan, Türkiye’nin dış politika, savunma sanayisi, enerji ve ticaret alanlarındaki stratejilerini bölgesel güvenlik perspektifinden anlattı.
Abdullah Güler: Terörsüz Türkiye Hedefi Bölgesel İstikrarla Birlikte Ele Alınmalı
TBMM AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, Türkiye’nin yaklaşık yarım asırdır terör nedeniyle ağır ekonomik, insani ve toplumsal kayıplar yaşadığını belirterek, bu sorunun kalıcı biçimde ortadan kaldırılmasının önemini vurguladı. Güler’e göre, Türkiye’nin güvenliğini yalnızca kendi sınırları içerisindeki gelişmeler üzerinden değerlendirmek yeterli değil. Suriye, Irak ve İran başta olmak üzere komşu ülkelerdeki istikrar da Türkiye’nin güvenlik politikalarını doğrudan etkiliyor.
Rusya-Ukrayna savaşı, Gazze’deki gelişmeler, İran-İsrail-ABD gerilimi ile Kafkaslar ve Balkanlar’daki hareketliliğe dikkat çeken Güler, Türkiye’nin zorlu bir jeopolitik ortamda bulunduğunu söyledi. Karadeniz’deki gerilimin de güvenlik dengeleri bakımından önem taşıdığını ifade eden Güler, geçmişte Suriye ve Irak’taki istikrarsızlığın PKK ve DEAŞ gibi örgütlerin faaliyet alanı bulmasına zemin hazırladığını savundu.
Güler, “Terörsüz Türkiye” hedefinin aynı zamanda terörden arındırılmış bir bölge anlayışıyla desteklenmesi gerektiğini dile getirdi. Türk Silahlı Kuvvetlerinin farklı uluslararası misyonlar kapsamında 18 ülkede görev yaptığını belirten Güler, Türkiye’nin uluslararası güvenlik ve barış çalışmalarında da sorumluluk üstlendiğini söyledi.
Terörsüz Türkiye Sürecinde Hangi Aşamalar Yaşandı?
Güler, sürecin siyasi arka planını anlatırken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2024 yılında Ahlat’ta yaptığı, iç cephenin güçlendirilmesi ve toplumsal kardeşliğin pekiştirilmesine yönelik açıklamalarını hatırlattı. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 2024 yılı ekim ayında yaptığı açıklamaların da sürecin siyasi zemininde etkili olduğunu belirtti.
Güler’in aktardığı takvime göre, 27 Şubat 2025’te yapılan silah bırakma çağrısının ardından PKK/KCK yapılanması mayıs ayının ilk haftasında fesih kararı aldı. Temmuz ayında Irak’ın Süleymaniye bölgesinde silahların yakılmasına ilişkin gelişmeler yaşandı. Bu adımların ardından Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu çalışmalarına başladı.
Komisyonun farklı siyasi partilerin temsilcilerinden oluştuğunu belirten Güler, çalışmalar kapsamında 21 toplantı yapıldığını ve 137 kişi ile kurum temsilcisinin dinlendiğini söyledi. Görüşlerine başvurulanlar arasında sendikalar, baro başkanları, akademisyenler, şehit ve gazi yakınları, güvenlik korucuları ve Diyarbakır annelerinin de bulunduğunu aktardı.
TBMM Komisyonunun Ortak Raporu 18 Şubat 2026’da Yayımlandı
Güler, komisyon çalışmaları kapsamında siyasi partilerin kendi raporlarını hazırladığını, ardından ortak bir metin üzerinde uzlaşıldığını ifade etti. AK Parti, CHP, DEM Parti ve MHP’nin değerlendirmelerinin ele alındığı raporun 18 Şubat 2026 tarihinde yayımlandığını belirten Güler, belgenin yedi ana başlık altında hazırlandığını kaydetti.
Ortak raporun herhangi bir siyasi partinin tek başına hazırladığı bir metin olarak değerlendirilmemesi gerektiğini savunan Güler, farklı partilerin üzerinde uzlaşabildiği görüşlerin raporda yer aldığını söyledi. Toplantı tutanakları ve siyasi partilerin ayrı raporlarının da kamuoyunun incelemesine sunulduğunu ifade etti.
Güler’in açıklamalarında, silah bırakma ve örgütsel faaliyetlerin sona erdirilmesi, olası yasal düzenlemeler açısından temel eşik olarak öne çıktı. Örgütün bütün unsurlarıyla feshedilmesi, silahların teslim edilmesi ve bu durumun güvenlik kurumları tarafından tespit edilmesi gerektiğini belirten Güler, bu aşamalar tamamlanmadan düzenlemelerin uygulanmasının mümkün olmayacağını dile getirdi.
Yasal Düzenlemenin Kapsamı ve Cezasızlık Tartışması
Güler, hazırlanan düzenlemenin “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” adıyla ele alındığını söyledi. Düzenlemenin genel af olarak değerlendirilmesine karşı çıkan Güler, toplumda cezasızlık algısı oluşmamasının önem taşıdığını belirtti.
Güler’in açıklamasına göre, örgütün feshi ve silahların teslim edilmesine ilişkin tespitlerin ardından, örgüt mensuplarının topluma yeniden kazandırılmasına yönelik özel ve geçici nitelikte bir yasal çerçeve gündeme geliyor. Ancak bu yaklaşımın bütün suçlar için koşulsuz bir muafiyet anlamına gelmediğini savunan Güler, özellikle örgüt faaliyetleri kapsamında işlenen kasten öldürme suçlarının düzenlemenin dışında tutulacağını söyledi.
Türk Ceza Kanunu’nun 221’inci maddesindeki etkin pişmanlık hükümlerinin de değerlendirmelerde dikkate alındığını belirten Güler, öngörülen uygulamaların belirli şartlara bağlanacağını ifade etti. Erteleme gibi yöntemlerden yararlanan kişilerin yeniden terör suçlarına karışması durumunda bu imkânların ortadan kaldırılabileceğini kaydetti.
Güler ayrıca, Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında ilgili bakanlıklar ve güvenlik kurumlarının temsil edildiği bir kurul oluşturulduğunu, kurulun üç toplantı gerçekleştirdiğini ve çalışmaların alt komisyonlarla sürdürüldüğünü aktardı. Sürecin TBMM tarafından da izlenmesi gerektiğini belirten Güler, Meclisin düzenli bilgilendirme ve değerlendirme mekanizmasında yer alacağını söyledi.
Güler’den Güvenlik ve Savunma Sanayisi Vurgusu
Türkiye’nin önümüzdeki beş ila on yıllık dönemde yeni bölgesel risklerle karşılaşabileceğini ifade eden Güler, ülkenin ekonomik, siyasi ve askerî açıdan daha dirençli hale gelmesi gerektiğini söyledi. 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında yaşanan ambargoları hatırlatan Güler, savunma alanında dışa bağımlılığın azaltılmasının önemine dikkat çekti.
Terörün yalnızca güvenlik harcamalarını artırmadığını, toplumsal ilişkilerde de derin izler bıraktığını belirten Güler, yıllar boyunca yaşanan can kayıplarının, ekonomik kayıpların ve toplumsal ayrışmanın Türkiye’nin gelişimini etkilediğini savundu. Güler’e göre terörle mücadelede kalıcı başarı, hem güvenlik kapasitesinin güçlendirilmesini hem de toplumsal bütünlüğün korunmasını gerektiriyor.
Abdurrahman Babacan: Türkiye Değişen Dünya Düzenine Hazırlanıyor
AK Parti Malatya Milletvekili Prof. Dr. Abdurrahman Babacan ise Terörsüz Türkiye sürecini uluslararası sistemdeki değişimler üzerinden değerlendirdi. Dünyanın yakın siyasi tarihini üç büyük kırılma dönemiyle ele alan Babacan, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan Soğuk Savaş düzenini, 1990’lı yıllarda Sovyetler Birliği ve Yugoslavya’nın dağılmasıyla ortaya çıkan yeni dönemi ve 2010’lu yıllardan itibaren Orta Doğu’da yaşanan gelişmeleri örnek gösterdi.
Babacan, Türkiye’nin geçmişte yaşadığı siyasi ve ekonomik istikrarsızlıkların, küresel değişimlerden yeterince yararlanmasını zorlaştırdığını savundu. 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında uygulanan ambargoların yerli savunma sanayisinin önemini ortaya koyduğunu belirten Babacan, Türkiye’nin kendi teknolojisini geliştirmesi ve dış politika kararlarında daha bağımsız hareket edebilmesi gerektiğini söyledi.
2003-2013 dönemindeki demokratikleşme ve hukuk reformlarına da değinen Babacan, insan hakları, temel hak ve özgürlükler ile devlet-vatandaş ilişkilerinde yapılan değişiklikleri hatırlattı. 15 Temmuz 2016 darbe girişimini ise Türkiye’nin güvenlik yaklaşımı açısından bir dönüm noktası olarak değerlendirdi.
Doğu Akdeniz’den Kalkınma Yolu’na Uzanan Jeopolitik Hesap
Babacan, Türkiye’nin güvenlik politikasının askerî tedbirlerle sınırlı olmadığını belirterek enerji, madencilik, ticaret ve lojistik alanlarının da stratejik önem taşıdığını söyledi. Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon kaynaklarının uluslararası rekabeti artırdığını savunan Babacan, Türkiye’nin enerji kaynaklarına erişim ve bölgesel anlaşmalarda daha etkin bir konum elde etmesi gerektiğini ifade etti.
Libya ile yapılan deniz yetki alanları anlaşmasını da bu çerçevede değerlendiren Babacan, bölgedeki siyasi gelişmelerin Türkiye’nin ekonomik ve stratejik çıkarlarıyla yakından ilişkili olduğunu söyledi. Türkiye’nin Afrika ülkeleriyle ilişkilerini geliştirerek madencilik ve enerji alanlarında daha güçlü bir konum elde edebileceğini de dile getirdi.
Irak ile ilişkilerde Kalkınma Yolu Projesi’ne özel önem veren Babacan, projenin Türkiye ve Irak açısından ticaret ve ulaşım imkânlarını artırabileceğini belirtti. Sincar hattındaki gelişmelerin güvenlik boyutuna dikkat çeken Babacan, ulaşım koridorlarının güvenliğinin bölgesel istikrarla birlikte ele alınması gerektiğini söyledi.
Güney Kafkasya’da Zengezur Koridoru ve Orta Koridor bağlantılarına da değinen Babacan, ticaret güzergâhlarının Türkiye’nin uluslararası ekonomik konumunu güçlendirebileceğini savundu. Bölgesel savunma iş birliklerinin de güvenlik ve ticaret politikaları üzerinde etkili olabileceğini ifade etti.
Suriye ve Irak’taki Gelişmeler Türkiye’nin Güvenliğini Nasıl Etkiliyor?
Babacan, Suriye’deki gelişmelerin Türkiye’nin sınır güvenliği ve bölgesel istikrarı açısından önemini vurguladı. Suriye’de silahlı yapıların devlet otoritesi altında bütünleşmesi yönündeki süreci değerlendirirken, 10 Mart Mutabakatı çerçevesindeki entegrasyon çalışmalarına dikkat çekti.
Irak, İran ve Lübnan’daki gelişmelerin de Türkiye’nin güvenlik yaklaşımından bağımsız ele alınamayacağını belirten Babacan, komşu ülkelerdeki istikrarsızlığın yeni tehditler doğurabileceğini savundu. Bölge ülkelerinin kendi egemenlikleri altında toplumsal bütünlüklerini güçlendirmesinin, silahlı yapıların etkisini azaltmak açısından önemli olduğunu söyledi.
Babacan, Türkiye’nin güvenliğinin yalnızca ülke sınırları içindeki gelişmelerle sınırlı olmadığını, çevre ülkelerdeki siyasi ve askerî dengelerin de dikkate alınması gerektiğini ifade etti. Bu nedenle Terörsüz Türkiye hedefinin, bölgesel istikrarı gözeten daha geniş bir güvenlik yaklaşımıyla birlikte yürütülmesi gerektiğini dile getirdi.
Babacan Terörün Ekonomik Maliyetini 140-200 Milyar Dolar Olarak Değerlendirdi
Panelin dikkat çeken başlıklarından biri de terörün Türkiye ekonomisine maliyeti oldu. Babacan, terör nedeniyle yıllık ekonomik kaybın 140 ila 200 milyar dolar arasında olabileceğine ilişkin tahminleri paylaştı. Bu değerlendirmede yalnızca doğrudan güvenlik harcamalarının değil, kullanılamayan ekonomik fırsatların ve uzun vadeli kalkınma kayıplarının da dikkate alınması gerektiğini söyledi.
Depremden etkilenen 11 ilde yeniden inşa çalışmaları için üç yılda yaklaşık 110 milyar dolar harcandığını hatırlatan Babacan, terör nedeniyle oluştuğunu belirttiği ekonomik kayıpların büyüklüğüne dikkat çekti. Türkiye’nin ekonomik kapasitesinin daha verimli alanlara yönlendirilebileceğini savunan Babacan, terörün insan kayıpları, aileler üzerindeki etkileri ve toplumsal psikolojide oluşturduğu tahribatın da ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
“Türkiye’de Entegrasyon Sorunu Yok” Değerlendirmesi
Terörsüz Türkiye sürecinin toplumsal boyutuna da değinen Babacan, farklı ülkelerdeki çatışma çözümü örneklerinin Türkiye’ye doğrudan uyarlanmasını doğru bulmadığını söyledi. İrlanda, İspanya ve Kolombiya gibi ülkelerde yaşanan süreçleri örnek gösteren Babacan, Türkiye’nin kendi toplumsal yapısı ve tarihsel deneyimi doğrultusunda hareket etmesi gerektiğini savundu.
Türkiye’de farklı kimliklerin birbirinden kopuk toplumsal yapılar olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Babacan, mevcut sorunların diyalog ve ortak çözüm arayışlarıyla ele alınmasının önemini vurguladı. Sürecin kamuoyundan gizli yürütüldüğü yönündeki eleştirilere de yanıt veren Babacan, TBMM komisyonunun toplantı tutanaklarının yayımlandığını ve vatandaşların görüşmeleri inceleyebileceğini söyledi.
Van, Bitlis ve Muş’ta gerçekleştirdiği temaslarda farklı kesimlerden vatandaşlarla ve gençlerle görüştüğünü aktaran Babacan, bu buluşmalarda sürece ilişkin görüşleri dinlediğini ifade etti. Terörsüz Türkiye hedefinin toplumsal destekle ilerlemesi gerektiğini belirten Babacan, Türkiye’nin kendi koşullarına uygun bir çözüm modeli geliştirebileceğini savundu.
Malatya’daki panelde yapılan değerlendirmelerde, terörle mücadele sürecinin hukuki çerçevesi, silah bırakma koşulları ve Meclis denetimi kadar Türkiye’nin enerji, savunma, ticaret ve ulaşım politikaları da öne çıktı. Konuşmacılar, ülkenin güvenlik hedeflerinin komşu ülkelerdeki gelişmeler ve bölgesel iş birliği imkânlarıyla birlikte ele alınması gerektiği görüşünü paylaştı.