Hatıra Olsun Diye mi Yaşanır Koskoca Ömür?
Bazen durup düşünüyorum… Biz bu hayatı gerçekten yaşamak için mi yaşıyoruz, yoksa bir gün geriye dönüp anlatacaklarımız olsun diye mi?
Sanki her şeyin bir hatırası olmalı. Gittiğimiz yerlerin fotoğrafı, yaşadığımız güzel anların bir paylaşımı, mutlu olduğumuz günlerin bir kanıtı… Yaşadığımızı göstermek için bile bir şeyleri saklama ihtiyacı duyuyoruz. Peki, fotoğrafını çekmediğimiz bir gün gerçekten yaşanmamış mı oluyor? Kimseye anlatmadığımız bir mutluluk, içimizde tuttuğumuz bir sevinç daha mı az kıymetli?
Bence insan bazen hayatı yaşamayı unutuyor, yaşadıklarını biriktirmekle meşgulken.
Bir kahve içiyoruz, tadını çıkarmak yerine fotoğrafını çekiyoruz. Bir yere gidiyoruz, manzaranın güzelliğine dalmak yerine nasıl göründüğümüze bakıyoruz. Sevdiklerimizle oturuyoruz ama bazen aklımız o anın içinde değil, o anı nasıl hatırlayacağımızda oluyor. Her şeyi ölümsüzleştirmek isterken belki de yaşadığımız anı kaçırıyoruz.
Oysa hayat dediğimiz şey, yıllar sonra açıp bakacağımız fotoğraflardan ibaret değil ki…
Bazen mutfakta çocuklarımızla yaptığımız saçma sapan bir şaka, bazen işten yorgun argın geldiğimizde duyduğumuz bir “Anne, geldin mi?” sesi, bazen de kimsenin bilmediği bir anda kendi kendimize gülümsememiz… Bunların fotoğrafı olmayabilir ama insanın içinde öyle bir yer eder ki yıllar geçse de unutulmaz.
Bir de yaşayamadıklarımız var malesef. Ertelediğimiz hayaller, söyleyemediğimiz sözler, aramaya fırsat bulamadığımız insanlar… Hep bir gün diyoruz. Bir gün daha çok gezeriz, bir gün daha çok görüşürüz, bir gün kendimize de zaman ayırırız. Sanki ömrümüzün ne kadar süreceğini biliyormuşuz gibi…
Oysa zaman, biz planlar yaparken de geçiyor.
Hayatın her anı güzel olmak zorunda değil. Her gün mutlu olmak, her anın tadını çıkarmak da mümkün değil. Bazen yorulacağız, bazen kırılacağız, bazen hiçbir şey yapmak istemeyeceğiz. Bunlar da hayatın içinde. Her anı anlamlı kılmaya çalışmak bile başlı başına bir yorgunluğa dönüşebiliyor.
Belki de kendimize biraz izin vermeliyiz. Her şeyi hatırlamak zorunda değiliz. Her güzel anı kaydetmek, her duyguyu kelimelere dökmek, herkese iyi olduğumuzu göstermek zorunda da değiliz.
Bazı anlar sadece bizim olsun. Kimse bilmesin, kimse görmesin. Bir akşamüstü pencerenin önünde oturup düşünmek, sevdiğimiz bir şarkıyı dinlerken uzaklara dalmak, çocuklarımız uyuduktan sonra sessizce çayımızı içmek… Bunların bir yere kaydedilmesi gerekmiyor. Yaşanmış olması yetiyor.
Çünkü koskoca bir ömür, bir gün anlatacağımız anılardan ibaret değil. O ömür, şu an yaşadığımız günlerin taa kendisi.
Yıllar sonra geriye dönüp baktığımızda kaç fotoğrafımız olduğundan çok, nasıl hissettiğimizi hatırlayacağız belki de. Kimin yanında kendimiz olabildiğimizi, ne zaman içtenlikle güldüğümüzü, hangi günlerde kendimizi unuttuğumuzu…
Ben artık şuna inanıyorum: Her anı biriktirmek zorunda değiliz. Bazen sadece o anın içinde kalmak yeterli. Çünkü bazı şeyleri hatırlamak için saklamaya gerek yoktur; insanın içine yerleşen şeyler zaten kolay kolay silinmez.
Anı olsun diye mi yaşanır koskoca ömür?
Hayır. Anılar tabiki güzeldir ama hayat, geçmişte hatırlayacağımız günlerden ibaret değildir. Hayat, henüz yaşarken farkına varabildiğimiz o küçücük anlardadır.
Ve belki de en büyük pişmanlığımız, geriye güzel anılar bırakamamak değil; güzel anılar biriktirmeye çalışırken hayatın kendisini kaçırmak olacaktır.